Matbu Mu, Maktu Mu? Bir Karar Anı
Kayseri’de, soğuk kış akşamlarında evde yazdığım günlüğümde düşüncelerim hep karışıktı. Hayatımda bazı anlar vardır, o anlarda bir karar vermek gerekir ama bir türlü hangisinin doğru olduğundan emin olamazsınız. İşte ben de o anlardan birindeydim. İçimde bir soru vardı: Matbu mu maktu mu? Birini seçmek, belki de hayatımda attığım en önemli adımlardan birini atmak gibi hissettiriyordu. Ama bu basit bir kelime seçimi değildi. Her şeyden önce, bu seçim benim iç dünyamı yansıtacak, kim olduğumu gösterecekti.
Bir Sabah, Karar Vermek Üzerine
Herkesin hayatında bazı anlar vardır ki, o anlar bir dönüm noktası gibi gelir. Benim için de o anlardan biri, birkaç hafta önce yaşadığım o sabah olmuştu. Uyandığımda, pencerenin önünden dışarıya bakarken hafif kar yağmaya başlamıştı. Gökyüzü griydi, ama bu gri, her şeyin hala bir arada olduğu, bitmemiş bir şeyleri anlatan griydi. Kahvemi hazırladım, pencereye oturdum ve günlük defterimi açtım. Yazacağım bir şeyler vardı. Ama ne?
Daha önce yazdığım bir şeyleri gözden geçirmeye başladım. Bir yandan yazarken içimdeki duyguları en gerçek haliyle ifade etmeye çalışıyordum, bir yandan da bu kelimeler ne kadar sahici oluyordu? Matbu mu maktu mu? Bu soru o an kafamda yankılandı. Bu iki kelime, bana her zaman aynı şeyi anlatmıştı: biri hazır, standart; diğeri ise kişisel, özgün. Ama gerçekten ben hangisini seçmeliydim? Hangi kelime, içimdeki en gerçek halimi daha iyi yansıtabilirdi?
Matbu ve Maktu: Bir Anlam Arayışı
Matbu, yazılı ve çoğaltılmış olan şeydir. Herkesin aynı şekilde gördüğü, aldığı ve okuduğu. Maktu ise, özel ve özgün olan, sadece birine ait, kişisel olan şeydir. Bu iki kavramın arasındaki fark, belki de çok basit bir şekilde ifade edilebilirdi ama o kadar derin anlamlar taşıyordu ki… Matbu bir mektup gibiydi. Herkesin yazabileceği, aynı şekilde yazılacak bir şeydi. Ama maktu bir mektup, yalnızca sana özel olmalıydı. Duygularını, içindeki o sessiz melodiyi anlatabilmek için sadece sana ait olmalıydı. Bu iki kavram arasında sıkışıp kaldım. Karar vermek, hayatımda hep böyle bir şeydi. Ya herkesin kabul ettiği, güvenli olanı seçecektim ya da bir adım daha atıp, içimden geleni, sadece bana ait olanı seçecektim.
İçimdeki hisler giderek karışıyordu. Hepimiz günlük yaşantımızda bazen kendimizi “matbu” gibi hissederiz. Hep aynı şeyleri yaparız, alışkanlıklarımıza sıkıca bağlıyızdır. Ama bazen bir an gelir, “ben farklıyım, ben maktum olmalıyım” diye düşünürsünüz. Her şeyin sıradan olduğu, herkesin aynı hayatı yaşadığı bir dünyada, insan bir şeyler yapmak ister, özel olmak ister.
Mektup Yazmak: İçsel Bir Seçim
O sabah, karanlık ve gri havada, pencereye bakarken bir mektup yazmaya karar verdim. Ama bu mektup sıradan olmayacaktı, hayatımda belki de yazabileceğim en özel mektup olacaktı. “Matbu mu maktu mu?” sorusu, bana bir fırsat sunuyordu: ya sıradan olacaktım, ya da tamamen kendim olacaktım.
Bir noktada, içimdeki duygular bir araya gelerek kalbime doğru aktı. Kafamda hep aynı sorular vardı, ama bir an geldi ve fark ettim ki; Matbu olmanın güvenli, ama maktu olmanın cesur bir tercih olduğunu kabul etmeliyim. Kararımı verdim. Bu mektup, sadece bana ait olmalıydı. İçindeki kelimeler kimseye ait olamazdı, çünkü o kelimeler benim içimde var olan, sadece bana ait duygulardı.
Mektubu yazarken kalbim çırpınıyordu. Ne kadar içimden geldiği, ne kadar doğru kelimeler seçmeye çalıştığım belli oluyordu. Kendi sesimi duyuyordum, ve bu ses beni korkutmuyordu. Yavaşça her kelimeyi yazarken, içimdeki duyguların daha çok dışa çıkmasına izin verdim. Hani derler ya, “Söz uçar, yazı kalır” diye… İşte o an, yazdığım her kelimenin kalacağını düşündüm.
Kararımı Verdikten Sonra
Mektubum tamamlandığında bir rahatlama hissettim. Bir karar vermiştim. Hem içimdeki duyguları yazıya dökmek, hem de hayatımı, yaşadığım her anı yalnızca bana ait kılmak istedim. İçimdeki ses, artık matbu olmak istemediğimi söylüyordu. Herkesin bildiği bir şeyi yapmak, herkes gibi olmak beni tatmin etmiyordu. Bazen hayat, kendi doğrularımızla, kendi yollarımızla ilerlememizi istiyor. Kendim olmak, özgün olmak, maktu olmak istedim.
Bir yandan mutlu oldum, çünkü doğru olanı yapmıştım. Ama diğer taraftan, bir miktar kaygı da hissettim. İçimdeki ses “Ya yanlış bir şey yaparsam?” diye endişeleniyordu. Ama sonra fark ettim ki, hayat zaten belirsizliklerle doluydu. Kendim olmanın verdiği huzur, kaygılarımı sarmaladı ve sonunda bir rahatlık hissettim.
Sonuç: Matbu Mu, Maktu Mu?
Günlüklerimde her zaman söylerim: “Hayat, cesurca verilen kararların toplamıdır.” O sabah, matbu mu maktu mu sorusunu kendime sorduğumda, özgün olmak, kendim olmak ve içimdeki gerçek duyguları dışa vurmak istedim. Çünkü, kendim olmak için bazen herkesin yaptığı gibi değil, kendi yolumu seçmem gerektiğini kabul ettim.
Bazen, hayatın karmaşıklığı içinde ne kadar doğru bir seçim yaptığınızı bilmek zor olur, ama önemli olan bir şey var: İçinize en yakın olanı seçtiğinizde, bir yerlerde huzuru bulabilirsiniz. Matbu mu maktu mu? Belki de cevap, sadece sizi gerçekten neyin mutlu ettiğindedir.