French Press Nerenin?
Bazen bir şeyin nereden geldiği üzerine düşünmek, insanı farklı yerlere götürür. Mesela “French press” denince aklımıza ilk ne gelir? Fransa mı? Hiç de değil. Hadi gelin, bu sıradışı kahve aracının gizemini, hem de İzmir’in sıcak sokaklarında dolaşan 25 yaşındaki bir genç olarak çözelim. Çünkü her şeyin bir kökeni vardır, ama bazen o kökenin izini sürmek o kadar da kolay değildir.
Fransızlar ve Kahve: Gerçekten mi?
Öncelikle, “French press” kelimesini duyduğumuzda ilk aklımıza gelen şey Fransa’dır. Bu cihazın adı öyle değilmiş gibi gözükse de, gerçekler biraz daha farklı. Kahveyle aram gayet iyi. Yani, şunu açıkça söyleyebilirim ki; ben de o kahveye girince, bir an için “Vay be, bir içki bile bu kadar derin olabilir mi?” diye düşünmeden edemiyorum. Ama ne yazık ki French press, Fransa’dan çıkmış değil. Hadi gelin, birlikte biraz kafa karıştırıcı ama eğlenceli bir keşfe çıkalım.
Kahve makinelerinin tarihçesine bakıldığında, bu güzellik aslında bir İtalyan icadı. 1920’lerde bir İtalyan tasarımcı, yavaşça kahvenin aromasını çıkaran bu aleti geliştirdi. Ama o zamanlar adı hâlâ “cafetiere” idi, Fransızlar buna sadece “press” dediler, çünkü Fransızlar her şeyin biraz daha şık versiyonunu seviyor, bunu kabul edelim. Biraz da “French” havası olsun dediler belki, kim bilir?
Bu İşin “İzmir” Hali
Hadi bir yudum kahve içelim ve İzmir’i düşünelim. Kahvemi yaparken aklıma geliyor: Burada, sabahları o koca çarşıda gezip, simit alırken ya da sahilde yürürken, bir yanda “French press” kullanarak kahve yapan insanlar da var. Evet, İzmir’de yaşayan biri olarak bunu net bir şekilde söyleyebilirim ki, İzmirli kahve sevdalıları bir miktar farklı. Herkesin bir French press’ı olabilir ama kimse bunu üst sesle dile getirmez. Yani, bu şehri özelleştiren şeyler var; mesela bir sabah kahvesi içip, deniz manzarasına bakarken yaptığınız sohbette “Ya kardeşim, French press nerenin?” diye soramazsınız, çünkü o sorunun cevabını zaten herkes biliyor: İzmir’in.
İzmir’de yaşayanların French press kullanma oranı gerçekten yüksektir. Bir İzmirli olarak bu işin hakkını veririz. Kahvenin tadını, nasıl bittiğini, çekirdeklerin hangi toprakta yetiştiğini falan düşünmeden içemeyiz. Bu kadar derin düşüncelerle yaşarken, bir sabah French press yaparken kendimi bir an Nietzsche gibi hissediyorum. “Bir şeyi düşünmeden nasıl yaşarsınız ki?” diyorum. Gülümsüyorum, kahvemi hazırlıyorum, bir yudum alıyorum. O an, hayatı anlamaya başlıyorum. Bir İzmirli için bu, kahvenin anlamını keşfetmek kadar önemli bir şeydir. Çünkü kahve bir insanın ruh halini yansıtır; bazen o içilen kahvenin tam ortasında, hayatın anlamını bulmak da mümkün olabilir.
Kahve Muharebesi: French Press mi, Yoksa Diğerleri?
Tabii, her zaman bir tartışma vardır. Hangi kahve aracı daha iyi? French press’in genelde “karakterli” kahveler çıkardığı bilinir ama bazen bu işin de fazla derinleşmesi gereksiz olabilir. Sabaha kadar bu muhabbeti yapan tipler var ya, işte ben de onlardanım. “Vallahi bir espresso, bir filtre kahve, bir moka pot, ne kadar zahmetli bir şey?” gibi derin düşüncelerim bazen kendiliğinden ortaya çıkar.
Yani, kahvenin türü ne olursa olsun, aslında önemli olan o anki ruh halinizdir. Kahve içerken birinin “Ya bu French press çok saçma ya, ben bir kapsül alıp içiyorum daha pratik” demesiyle, bir diğerinin “Yavaş yavaş damlatılan kahve, seni yavaşça uykusuz bırakır” demesi arasında, hayatın her yönüne dair bir fark vardır.
Bir gün sabah kahvemi yaparken bir arkadaşım yanımda belirip, “Bunu ne kadar bekleyeceğiz ya?” dedi. Ben de cevap verdim, “Sabah kahvesi aceleye gelmez, hayatın anlamını bulmak için biraz beklemek gerek.” O an anladım ki, bu işin felsefesi o kadar derin. Bunu sade bir bardak kahveyle bile anlamak mümkün değil. Hatta bir iç sesim dedi ki: “Güzel bir Türk kahvesi, yavaşça içilen bir French press kahvesiyle aynı kadar ruhsal doyum sağlar aslında.” O zaman fark ettim, bazen hayatta sabır gerek.
Bir İzmirli Olarak Kahve Tüketiciliği
Sonuçta İzmirli olmak, sadece güzel kahveler içmek değil, aynı zamanda kahveyle ilgili her türlü eleştiriyi yapabilmek anlamına gelir. Hani bazı insanlar kahveyi sadece içer, biz ise her bir damlasını sorgularız. French press, filtre kahve, espresso makineleri… Her biri birer sanattır. Bir İzmirli, French press’ını hazırlarken aslında içindeki yaşamın en yoğun anlarını içeri alır.
Şimdi bana “French press nerenin?” diye soran birinin gözlerinin içine bakıp, kahvemi içerken hafifçe gülümsüyorum. “French press,” diyorum, “İzmir’in kahvesi.” Şehir, kahvenin özüdür.
Sonuçta
Bir French press’ın hikayesini anlatmak, insanın yaşadığı şehre ve ruh haline bir bakış açısı kazandırır. İzmirli bir genç olarak, bu basit cihazın sırrını çözerken, aslında hayatın küçük anlarının ne kadar değerli olduğunu fark ettim. Her kahve içişim, biraz daha derinleşiyorum. Çünkü bu küçük alet, her sabah kendimizi keşfetmek için bir fırsat sunuyor. Eğer bir İzmirli olarak yaşıyorsanız, bir French press’in gerçekten ne kadar özel olduğunu anlarsınız. Kahve içmek, sadece uyanmak değil, aynı zamanda derinleşmektir.